22 Eylül 2013 Pazar

Başmelek Sandalfon'un mesajı ve Dilek Ağacı Meditasyonu



Merhaba ben başmelek Sandalfon
Ruhun gerçekleştirebilme gücünü sembolleştiren melek benim
Sizin içinizdeki yaratıcı sizsiniz
Ve ben bunu gösteriyorum size
Dünya ile kaynak arasındaki ince uzun bir köprüyüm ben
Sizinle sizin aranızdaki
Dünyadaki siz kaynaktaki gerçek siz arasındaki ince uzun köprü
Size yaratabildiğinizi hatırlatan meleğim ben
Duaların dileklerin meleği
Ta ki kendi içinizdeki yaratıcı güce inana dek sizin yanınızdayım
Dualarınızı dileklerinizi dinliyorum
Ve bunu yine size iletiyorum aslında o güzel yaratana iletiyorum
Peki ya siz siz kendi dualarınızı dileklerinizi dinliyor musunuz?
Onlar ne kadar size ait ne kadar başkalarına?
Gerçekten ne istiyorum, neyi ne için istiyorum? Bu soruyu soruyor musunuz kendinize?
Bazı dilekleriniz size ait değiller sadece öyle gördüğünüz, öyle duyduğunuz için istiyorsunuz onları, bunlara gülüp geçiyorum.
Sadece gülümsüyorum.
Bazıları ise gerçekten kalbinizden içinizdeki yüzde yüz sevgiden kopan dilekler ve dualar onları sevgiyle ışığımla sarıp sarmalıyorum ve kaynağa ve kaynaktaki size ulaştırıyorum.
Onları yaratabilmeniz için hepimiz seferber oluyoruz rehberleriniz, melekleriniz ve bizler.
O zaman siz önüne bir engel koymazsanız tüm bu dilekler teker teker en doğru zamanda gerçekleşiyor.
Kimi tam sizin düşündüğünüz zamanda kimi ise hiç beklemediğiniz bir anda.
Hayat sürprizlerle doludur. Sizin gibi. Siz de sürprizlerle dolusunuz.
Hiç olmayacak ben asla yapamam dediğiniz şeyleri bir anda kolaylıkla yapabiliyorsunuz çünkü siz sürprizin ve mucizenin ta kendisisiniz.
Dualarınıza ve dileklerinize dikkat edin. Bunların kaynağını bulun. Korku olmasın sevgi olsun. İnsan olmasın ruh olsun kaynağı. O zaman göreceksiniz her bir dileğiniz ve her bir duanız teker teker gerçekleşmiş. Dua ve dileklerinizi bırakmayı unutmayın tıpkı dilek fenerleri gibi. Onları içinizden  kopan ışık ve sevgiyle doldurup gökyüzüne bırakın ve inanın bir gün size hediyelerle geri dönecekler.
Bazı spesifik dilekler ve dualar var bazen de hayırlısı neyse o olsun diyoruz hangisi doğru?
Doğru diye bir şey var mı, ikilemi bırak ve birliğe bak zaten bir olduğunu hissettiğinde yaratabildiğini gördüğünde ve kendini o güzel akışa bıraktığında dua ve dilekler olmayacak sadece akış olacak.
Gelen her sınavın aslında senin duan sonucu geldiğini gelen her mükafatın aslında ruhunun ihtiyacı olduğunu farkedeceksin böylece tüm dua ve dileklerin gerçekleşmiş olacak.
Secret tekniği doğru mu?
Secret yaratımdır kendi gerçekliğini yaratmaktır eğer %100 kaynaktaki merkezle bir olursan kaynaktaki kendinle bir olursan herşeyi olmasını istediğin gibi gerçekleştirebilirsin. Dilek ve dualarının kökenine dikkat et.  Hırslar egolar arzular olmasın kaynakları sevgi ışık ve umut olsun birlik olsun. O zaman önünde hiçbir şey duramaz, sen bile duramazsın.
Sandalfon ile nasıl çalışabiliriz? Dilek ağacı meditasyonu
Mum yakmak içindeki ışığı sembolize etmek, yazmak, hayal kurmak, resim kurmak bir şekilde minyatürünü sembolünü yaratmak beni daha yakına çeker. Ve kendi kaynağınla, özünle buluşmak.
Dilek ağacı meditasyonu
Her iki avucunu aç, dileklerini minik filizler halinde iki avucunda besle, sevgiyle ışıkla besle büyüyeceklerini bilerek. Her nefeste besle onu, senin bana döneceğini biliyorum, katlanarak bana döneceğini ışıl ışıl bana akıcağını biliyorum seni özlemle sevgiyle ışıkla birlikle büyütüyorum ve seni kaynağa gönderiyorum bir an önce gerçekleşebilmen en hayırlı şekilde bana dönebilmen için. Her nefeste o ağacı büyüt o senin dilek ağacın. Onu süsle yılbaşı süsleriyle, meyvelerle, taşlarla, paralarla ya da kumaş parçalarıyla. Dilek ağacının da bir sembol olduğunu hatırla onlar gökyüzüne ulaştırıyor dileklerini. Büyüt ağacını ta ki o dalla ışığa ulaşsın oraya vardığında onun emin ellerde olduğunu fark et. En hayırlı zamanda geleceğini hisset ve onu bırak. O güzel ağaç senin büyüsün rüzgara karşı duysun ve zamanı geldiğinde o tohumlarını sana göndersin.



9 Eylül 2013 Pazartesi

Grian'ın Bahçıvan'ından


Dönüşüm
Soğuk ve yağmurlu bir gecede, bahçıvana sıklıkla akıl danışan, güzel fikirleri olan genç bir adam kulübeye geldi.
Ziyaretini bekliyor olmasına rağmen, adam kapıyı açtığında eliyle içeri davet etti bahçıvan. Islak paltosunu çıkarmasına yardım etti ve ateşin yanına oturmaya çağırdı.

Ellerini biraz ısıttıktan sonra genç adam sordu:
"Dostum, kalbimde derin bir huzursuzluk hissediyorum. Delikanlılığımı geride bırakıp bir erkek gibi düşünmeye başladığımdan beri etrafımdaki dünyyaı gözlemliyorum. İnsanoğlu ve doğayla ilgili harika şeyler öğrendim. Ama her seferinde, ruhumu parçalayacak ve beni üzecek başka şeyler de öğrendim. Gördüm ki dünyada adaletsizlik ve şefkatsizlik var. Hasta ve fakirlerin gözlerinde umutsuzluğu gördüm. Hırsın pençelerini insanların kalplerine geçirdiğini ve nefretin kardeşler arasında mantık ve adalet üzerine sis perdesi gibi indiğini gördüm. Ve bunları her görüşümde kafası karışmış kalbim neden bu kadar çok mutsuzluk var diye feryat ediyor ve ruhum gökyüzüne haykırıyor isyanla. Ve sanırım herkes neşe ve uyum içinde yaşayabilsin diye bu dünyayı değiştirmek istiyorum. Ama, bir adam bu kadar üzüntü ve yıkıma karşı tek başına ne yapabilir ki?"
Genç adam yüzünü ellerinin arasına saklayarak sessizliğe gömüldü.
"Dünyayı değiştirebilirsin" dedi bahçıvan yumuşak bir ses tonuyla.
"Sadece bir adam dünyayı nasıl değiştirebilir ki?" diye sordu genç adam.
"Kendini değiştirerek" oldu bahçıvanın cevabı.
"Anlamıyorum. Sadece bir adam değişirse insanlık nasıl değişebilir ki?"
"Her bir insan, görüntüsü kozmosun derinliklerine coşkuyla yayılan tüm insan ırkıdır," dedi bahçıvan yanmakta olan ateşe bakarak. "Bir insanoğlu kendini ne zaman Işık okyanusunun derinliklerine bıraksa, tüm insanlar onun iyiliğinin ışıltısına kapılırlar."
"Hala anlayamıyorum,"dedi çocuk safça.
"Anlamak zorunda değilsin. Kuşlar uçma mekanizmasını anlamazlar, ama uçarlar. Uçmak onlar için insanların Aşka kavuşması kadar doğaldır."
Yanmakta olan odunlar, bahçıvanın son sözleriyle şiddetli bir şekilde çatırdadı. İki adam da şöminedeki danseden alevlerin gölgesine kapılarak bir an sessizliğe gömüldüler.
Genç adam önce bahçıvana, sonra şüpheli gözlerle tekrar alevlere baktı. Başını çevirerek bahçıvana bir kere daha baktı ve sonunda kararını verdi.
"Peki kendimi değiştirmek için ne yapmalıyım?"
"Uğraşma," diye cevapladı bahçıvan gülümseyerek.
Çocuğun yüzüne bir şaşkınlık ifadesi yerleşti ve tek bir kelime bile edemedi.
"Denemezsen elde edemezsin" diye devam etti bahçıvan.
"Kendi içindeki değişimi istemelisin ve dönüşümün gerçekleşebilmesi için açık olmalısın. Ama eğer tahrik edersen, seni yaralı ve incinmiş olarak bırakacak bir çatışma başlar kalbinde. Sadece kalbini aç ve Hayatın doğru olacağına karar verdiği bir anda dönüşümün gerçekleşmesine izin ver.
"Bir kuşa nasıl uçması gerektiği öğretilmez. Bir balığa kimse nasıl yüzmesi gerektiğini açıklamaz. Sadece bir gün kendilerini suya ve denize atarlar ve kalanı doğaları halleder.
"Sevmek bir insanın doğasında vardır. Okyanus kadar büyük bir sevgi, herşeyi kapsayan bir sevgi. İnsan kendini cömertçe Hayatın dalgalarına bırakmalıdır. Kalanını kendi doğası halleder.
Ruhundaki dönüşümü sağlayacak olan Aşktır, ve onunla dünyanın dönüşümü başlar."
Düşüncelere boğulmuş olan bahçıvan alçak bir sesle sözlerini bitirdi:
"Bir insan Aşkı bulduğunda, tüm dünya onun ihtişamıyla irkilir."